teror etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
teror etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Eylül 2010 Çarşamba

Deccaliyetin Dini Darwinizm

Deccal'i anlatan pek çok hadiste çeşitli benzetmelerle tarif edilen özellikler, bir ideolojinin özellikleri olarak değerlendirildiğinde netlik kazanmaktadır. Bu durumda insanları inkara sürükleyen, din ahlakından uzaklaştıran, insanlar arasında fitne ve kargaşa çıkmasını sağlayan her türlü ideoloji ve düşünce sistemi, Deccal'i temsil etmektedir.
Bugün yeryüzünde din karşıtı en büyük fitnelerden biri, materyalizm ve materyalizmden türeyen çeşitli ideoloji ve akımlardır. Tüm bu akımları kapsayan, hepsinin sözde bilimsel çıkış ve dayanak noktası olan düşünce ise Darwinizm'dir. Darwinizm, ortaya atıldığı tarihten itibaren materyalist ve din karşıtı ideoloji ve akımların temel dayanak noktası haline gelmiş, bu ideolojileri savunanlar tarafından adeta bir din haline getirilmiştir. Darwinizm'in, ahir zamanda Deccal'in dini haline getirileceğine büyük İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi de şu açıklaması ile dikkat çekmiştir:

Tabiatçılık ve materyalizm felsefesinden çıkan nemrudane bir akım, ahir zamanda felsefe vasıtasıyla gittikçe yayılarak kuvvet bulur, ilahlık iddia edecek bir dereceye çıkar. 3

Tam da Bediüzzaman'ın "tabiatçılık ve materyalizm felsefesinden çıkan nemrudane bir akım" şeklinde belirttiği gibi, Darwinizm, doğaya müstakil bir güç atfeden, tüm canlılığın kör tesadüflerin eseri olduğunu, yaratılmadığını iddia eden, insanları Allah'a imandan uzaklaştırmaya çalışan bir öğretidir. Kütüb-i Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi isimli, Peygamber Efendimizin hadislerinin biraraya getirildiği ve hadislerin açıklamalarının yer aldığı kitapta ise bu konu şöyle yorumlanmıştır:

Deccal'in yol açtığı ahir zaman fitnesinin en bariz ve en mühim vasfı dine karşı olmasıdır. Ahir zamanda ortaya çıkacak bir kısım hümanist görüşler ve değerler, dinin yerini almaya çalışacaktır. Bu yeni din, insan üstünde mevcut her çeşit İlahi hakimiyeti kaldırmak için inkarı kendisine temel alır... Temel ilahı madde ve insan olan din dışı bir dindir. 4

Alıntıda sözü edilen "hümanist görüşler" bugün gerçekten de bir din kimliğine bürünmüş durumdadır. Çağımızda hümanizm, Allah'ın inkar edildiği ve insanın sözde tapılacak kutsal bir varlık olarak gösterildiği ateist bir din durumundadır. Hümanist kurum ve derneklerin yayınlarına bakıldığında ise, tüm dünya görüşlerini evrim teorisine dayandırdıkları görülür. (Ayrıntılı bilgi için bkz. Harun Yahya, Global Masonluk, İstanbul, 2002)

Canlıların cansız maddelerden oluştuğu ve evrimleşerek geliştiği fikrini savunan Darwinizm'in en önemli mekanizması ise "tesadüf"tür. Bu aldatıcı öğretiye göre tüm canlı türleri, tesadüfen ortaya çıkan bir hücreden, yani ortak bir atadan oluşmuş ve zaman içinde yine tesadüflerin etkisiyle meydana gelen küçük değişimlerle birbirlerinden farklılaşmışlardır. Hiçbir akılcı ve bilimsel dayanağı olmayan bir hayal ürününden ibaret bu teori, Darwin döneminin ilkel bilim düzeyi ve sosyolojik koşulları içinde pek çok kişi tarafından kabul görmüştür. Ancak bilimin ve teknolojinin ilerlemesi ile birlikte teorinin de dev bir safsatadan ibaret olduğu anlaşılmıştır. Buna rağmen bugün halen bu teoriye bağlılıkta direnenler, aşağıda da ele alacağımız gibi, ideolojik gerekçelerle bu akıl dışı teoriden vazgeçemeyen çevrelerdir.
Darwinizm, ortaya atıldığı tarihten itibaren materyalist ve din karşıtı ideoloji ve akımların temel dayanak noktası haline gelmiş, bu ideolojileri savunanlar tarafından adeta bir din haline getirilmiştir.




Evrim teorisi, canlılığın, tesadüflerin eseri olarak, cansız maddelerden meydana geldiğini iddia eder. Bu iddiaya göre, dünyanın ilk zamanlarında doğa olaylarının etkisi ile cansız madde canlanmış ve yine tesadüflerle zaman içinde bugünkü kusursuz canlıları meydana getirmiştir. Kuşkusuz bu iddia, akıl sahibi bir insanın asla kabul etmeyeceği kadar mantık dışıdır.


Bu batıl dine göre yeryüzünde canlılık yaratılmamıştır, kendiliğinden var olmuştur. Bu saçma anlayışı benimseyenlere, "Peki canlılık ilk olarak nasıl ortaya çıkmıştır?" diye sorulduğunda, bu soruya verecekleri cevap "Canlıları kör tesadüfler var etmiştir" olacaktır. Oysa tesadüf tamamen başıboş, akılsız ve amaçsız bir güçtür. Allah ise her şeyi bir düzen, plan, akıl, hikmet ve intizam ile yaratır. İnsan bir eşya ile karşılaştığında bunu mutlaka bir yapan olduğunu bilir, gördüğü şeyin kendisinin görmediği bir anda akıl ve şuur sahibi bir varlık tarafından tasarlanıp meydana getirildiğini anlar. Üstelik bunu anlaması için uzun uzun düşünmesine, araştırma yapmasına da gerek yoktur. Bakar bakmaz anlaşılan bir şeydir bu. Örneğin insan bir odaya girdiğinde gördüğü koltuğu, masayı, saati, televizyonu yapan birileri olduğunu, birisinin bu eşyaları oraya taşıdığını, yine birisinin bu eşyaları odaya en uygun olacak şekilde yerleştirip odayı dekore ettiğini bilir. Kimse masanın, koltuğun, saatin, televizyonun kendi kendine ortaya çıktığını veya kendi kendilerine o odaya gelip, kendilerine uygun bir yer bulup yerleştiklerini düşünmez. Bunu düşünen biri çıkarsa da, doğal olarak bu kişinin aklından şüphe edilir.

Darwinizm gibi saçma bir fikre inanan insan ise; elmaların, portakalların, çileklerin, üzümlerin, kavunların, karpuzların, kirazların, eriklerin, şeftalilerin, kayısıların, güllerin, leylakların, sümbüllerin, menekşelerin, manolyaların, karanfillerin, kedilerin, ceylanların, kaplanların, tavşanların, sincapların, zebraların, zürafaların veya daha burada sayamadığımız binlerce türün ve hatta mühendislerin, doktorların, profesörlerin, akademisyenlerin, sanatçıların, devlet adamlarının yani tüm insanların kör tesadüfler sonucunda kendi kendine ortaya çıktığı iddiasındadır. Diğer bir deyişle bu kişiye göre gördüğü her varlık tesadüflerin eseridir. Bu durumda "tesadüf" bu kişinin ilahı durumundadır. Ancak dikkat edilirse bu sözde ilah, düşünce yeteneği olmayan, dünyanın en akılsız ilahıdır; çünkü bu ilah hem kendisinin ne olduğunun farkında değildir, hem de ne ortaya çıkardığını ve yaptığını bilmemektedir.

Peygamberimiz (sav) Deccal ile ilgili bir hadisinde "Haberiniz olsun ki o kördür" sözü ile Deccal'in gözünün kör olduğunu bildirmektedir. Bazı İslam alimleri tarafından bu hadis, "Deccal'in kalp gözü kördür" şeklinde açıklanmaktadır.5 Bu açıklama yukarıdaki bilgiler ışığında daha net anlaşılmaktadır. Kör tesadüfü ilahlaştıran bir dine inanan insanların kalp gözü de, akıl gözü de kördür. Bu insanlara, "Allah tüm evreni üstün bir akıl, düzen ve intizam ile yarattı" denildiğinde hemen itiraz ederler. Ama "herşey kör tesadüflerin eseridir" dendiğinde, bunu son derece mantıklı bulurlar. Akıllı ve bilinçli bir yaratılışın yerine, karmaşa ve kaos içerisinde aklı ve şuuru olmayan tesadüflerin herşeyi var ettiği gibi akıl dışı bir iddiayı kabul ederler. Bu yönüyle düşünüldüğünde Darwinizm, dünya tarihinin en hayret verici, en akıl almaz batıl dinidir. Şaşırtıcı olan bir başka yön de, yanlış ve saçma olduğu açık olan bu dini bir takım eğitimli kişilerin de benimsiyor olmasıdır. Bazı profesörler, devlet adamları, siyasetçiler, öğretmenler, avukatlar, doktorlar bile bu saçmalığa inanabilmektedir. Bu da Deccal'in fikri sisteminin adeta bir büyü gibi insanları etkisi altına aldığını göstermektedir.

Peki kimi insanları böylesine akıl ve mantık dışı bir iddiayı benimsemeye ve hatta hararetli birer savunucusu olmaya iten etken nedir?

İşte burada karşımıza çıkan, ahir zamanda Deccal'in fikir sisteminin yayılması için sürdürülen yoğun propagandadır. Bu etkinin oluşturulabilmesi için insanlara şuurlarının açılmaya başladığı ilk andan itibaren yoğun telkin verilir ve insanlar aşama aşama bu sapkın dine dahil edilirler. İnsanın çocukluk çağından itibaren almaya başladığı bu telkin, birkaç aşamalıdır ve her bir aşamasında insan, Deccal'in karanlık dünyasına bir adım daha itilmiş olur. Bu yoğun telkinden korunabilmenin en önemli yolu ise kişinin sadece vicdanının sesini dinlemesidir. Çünkü vicdan, insanı, Allah'ın izni ile, her zaman en doğru yola ileten bir rehberdir. Bilimsel olarak tamamen çökmüş olan Darwinizm ise, günümüzde yalnızca ideolojik bir görüş olarak savunulmaktadır ve bilimsel delillerin yanı sıra, insanın, vicdanına başvurarak da yanlışlığını kolayca fark edebileceği bir safsatadır.
Bu tehlikeye karşı temkinli olmak ve bu telkin mekanizmasının ne şekilde çalıştığını anlayabilmek için, çocukluk çağından itibaren geçirilen aşamalara değinmek yerinde olacaktır.



I. AŞAMA - "HAYATIN TESADÜFLERİN ESERİ OLDUĞU" YALANI ANLATILIR


Bir çocuğun çevresindeki olayları ve yaşamı algılaması ve değerlendirmesi bir yetişkinden çok daha farklıdır. Çocuk sürekli sorular sorar, çevresinde gelişen olayların nedenlerini sorgular. Nasıl var olduğunu, nasıl konuştuğunu, doğadaki diğer canlıların nasıl meydana geldiğini, bitkileri kimin var ettiğini, güneşin nasıl doğup battığını, ayın nasıl havada durduğunu ve daha pek çok sorunun cevabını arar. Aslında tüm bu sorular karşısında bir çocuğa verilecek tek bir doğru cevap vardır. Ancak insanlar genellikle bu sorulara iki türlü cevap verirler. Bunlardan birincisi ve doğru olanı, kendisi de dahil olmak üzere etrafında gördüğü herşeyi Allah'ın yarattığı ve tüm insanların kendilerini yoktan var eden, büyüten, yediren, içiren, nefes aldıran, koruyan, esirgeyen Allah'a karşı sorumlu oldukları cevabıdır. Allah'ın tüm kainatı sarıp kuşattığı, her an her yerde olduğu, insanları her an gördüğü, duyduğu ve işittiğidir.



Ancak insanların bir kısmı çocuklarının sordukları sorulara bu doğru cevabı vermezler. Bir kısmı çocuklarına herşeyi yaratanın Allah olduğunu söyler, ancak Allah'ın herşeyin tek hakimi ve sahibi olduğunu, herşeyin O'nun dilemesi ile gerçekleştiğini anlatmazlar. Diğer grup ise, çocuklarını çok daha büyük bir yanlışa yöneltirler. Bu insanlar tüm kainatın akılsız ve şuursuz tesadüflerin eseri olduğu yanılgısını savunurlar. Çünkü onlar da büyüklerinden veya çevrelerinden aynı cevapları duyarak yetişmiş ve yıllar boyunca bu doğrultuda eğitim almışlardır. Okullarda, gazetelerde, televizyonlarda hep Allah'ın varlığını inkar eden bir telkinle karşılaşmış, bu aldanış adeta beyinlerine kazınmıştır.

Üstelik bu telkin insanlarda öylesine bir kabullenmeye neden olmuştur ki, gördükleri her türlü yaratılış harikasına rağmen düşünmemeye, vicdanları ile gördükleri doğruları göz ardı etmeye alışmışlardır. Aslında bu durum da başlı başına bir yaratılış mucizesidir. İnsanların gördükleri tüm delillere, şahit oldukları pek çok mucizeye rağmen inkarda direnmeleri, Kuran'da bize bildirilen bir mucizevi durumdur. Allah bazı insanların gördükleri her türlü mucizeye rağmen iman etmeyeceklerini bir ayette şu şekilde bildirmektedir:

Gerçek şu ki biz onlara melekler indirseydik, onlarla ölüler konuşsaydı ve herşeyi karşılarına toplasaydık, Allah'ın dilediği dışında, yine onlar inanmayacaklardı. Ancak onların çoğu cahillik ediyorlar. (Enam Suresi, 111)

Bu gibi insanların çocuklarına verdikleri eğitim de kendi inandıkları Deccal dini doğrultusunda olmaktadır. Böylece insanların büyük kısmı daha çocuk yaştan başlayarak Allah'ın varlığını ve yaratma sanatını hiç düşünmeden, herşeyin bir tesadüften ibaret olduğuna inanarak büyür. Bazı aileler ise çocuklarına bu konuda hiçbir bilgi vermezler ve onları biraz daha büyüdüklerinde bazı televizyonlarda, filmlerde, gazetelerde veya kitaplarda karşılaşacakları ateist telkinlere açık bırakırlar. Bu durumda da sonuç, çoğu kez çocuğun bu telkinlere kapılmasıdır.


II. AŞAMA - HAYATIN ŞİDDETE DAYALI BİR MÜCADELE ALANI OLDUĞU YALANI ÖĞRETİLİR

Yaşamın tesadüf ve rastlantıların eseri olduğunu düşünen bir insan için, kendisi ilk başlarda şuurunda olmasa dahi, madde tek mutlak değer haline gelir ve böylece ilk aşama aşılmış olur. Benzer telkinlerle yetişenlerin çoğunlukta olduğu bir toplumda, çocuğun beynine kazınacak önemli telkinlerden bir diğeri ise "güçlü ve bencil olduğu müddetçe ayakta kalabileceği"dir.

İlk başta aile içerisinde işlenen bu telkin, çocuğun okula başlaması ile birlikte daha güçlü ve kapsamlı bir hale gelir. Çocuğun ailesi ve çevresinden aldığı telkin, okulda kendisine bilim kisvesi altında öğretilen "insanların atası hayvanlardır, dolayısıyla hayvanlar arasındaki ilişki insanlar arasındaki ilişkiler için de geçerlidir" şeklindeki tamamen bilim dışı teorilerle desteklenir. Böylece çocuk, bireyler ve toplumlar arasında sürekli bir mücadele olduğunu, zayıf olanların ortadan kalkacaklarını ve kendisinin de buna göre bir yaşam sürdürmesi gerektiği yalanını öğrenmeye başlar. Bu eğitime göre bir çocuğun hayatta en çok ihtiyaç duyacağı ve asla unutmaması gereken ders, bu mücadele ortamı içinde gerekirse güç, şiddet ve hile de kullanarak ayakta kalmayı başarabilmektir.

Bu telkin okulla da sınırlı kalmaz. Çocuk, dinlediği şarkı sözlerinde, izlediği filmlerde, reklamlarda, video-kliplerde, hatta oynadığı bilgisayar oyunlarında, kısaca hayatının her anında yoğun bir Sosyal Darwinizm telkini almaya devam eder. Söz konusu yoğun telkin neticesinde, insanlarla olan tüm ilişkilerini maddeci bir anlayış üzerine kurar. Bu, insan hayatının her anına acımasızlığın, bencilliğin, çıkarcılığın, vefasızlığın hakim olması demektir. Bu anlayışın doğal bir sonucu olarak çocuk, ahlaki değerlerden uzak, karanlık bir dünyanın içine itilir.
<><><>

Oysa Kuran ahlakı insanlara bunun tam zıddı olan bir hayat sunmaktadır. Kuran'da insanlar, barışa ve güvenliğe davet edilir. Kuran ahlakının yaşandığı toplumlarda sevgi, merhamet, hoşgörü, huzur, dürüstlük, fedakarlık ve insaniyet egemendir. Allah'ın insanlara emrettiği güzel ahlak, şu şekilde bildirilmiştir :

Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler. "Biz size, ancak Allah'ın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür. Çünkü biz, asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle Rabbimizden korkuyoruz." Artık Allah, onları böyle bir günün şerrinden korumuş ve onlara parıltılı bir aydınlık ve bir sevinç vermiştir. (İnsan Suresi, 8-11)


III. AŞAMA - HİÇ KİMSEYE KARŞI SORUMLU OLMADIĞI ÖĞRETİLİR


Ancak eğitimin önemli bir aşaması daha vardır. O da çocuğun kendisinden başka hiç kimseye karşı sorumlu olmadığı yanılgısını öğrenmesidir. Kendisine telkin edilen bu batıl inanca göre; eğer en baştan beri sadece madde varsa ve madde hep var olacaksa, hayatın tamamı rastlantıların bir eseri ise, üstelik ölüm tamamen bir yokoluşsa, o zaman insan için önemli olan yalnızca maddi çıkarlardır. Maddelerden oluşan bu dünyada manevi değerlerin bir anlamı kalmaz. Bu durumda insanın düşünmesi gereken tek şey, kendi istek ve tutkularının ne yolla olursa olsun tatmin edilmesidir. Kuran'da yer alan "Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?" (Müminun Suresi, 115) ayeti, bu cahil insanların çarpık bakış açısını bizlere göstermektedir.



Gerçekte ise başıboş bir hayat süreceğini ve ölümle birlikte yok olacağını düşünen insanlar, çok büyük bir yanılgıya düşmüşlerdir. İnsan, herşeyi yoktan var eden Rabbimize karşı sorumludur. İnsanı, belli bir kader üzerine yaratan, geçmişini, şu anını ve geleceğini bilen, öldükten sonra onu sorgulayarak yaptığı herşeyin karşılığını verecek olan Allah'tır. Allah onu, hayvanlardan farklı olarak bir ruh, akıl, irade ve muhakeme yeteneği ile yaratmıştır. Yani bir insan, içinde farklı eylemlere karşı bir istek veya dürtü duysa dahi, bu özellikleri ile kötülüğü engelleme gücüne sahip olarak yaratılmıştır.

Bunun bilincinde olmayan veya bu gerçeği göz ardı eden bir kişinin toplum için tehlike oluşturacağı ise açıktır. Örneğin bir olay karşısında öfkelenen kimse, karşısındaki kişiye hiç düşünmeden zarar verebilir, acımasızca davranabilir. Karşısındakinin savunmasız biri olması onun için bir anlam taşımaz. Önemli olan öfkesini bir şekilde giderebilmesidir. Ancak Allah'ın kendisine verdiği ruhu taşıdığını bilen, akıl ve vicdan sahibi insan her türlü durumda öfkesine hakim olur. Muhakemesi ve vicdanı her an açıktır. Allah'a hesap veremeyeceği en küçük bir harekette bulunmaz. Günah işlediğinde ise bundan tevbe eder ve hatasını düzeltir.
Allah, kendisini başıboş zannedenlere yaratılışlarını ve ölümden sonra tekrar dirileceklerini Kuran'da şöyle hatırlatmaktadır:


İnsan, 'kendi başına ve sorumsuz' bırakılacağını mı sanıyor?
Kendisi, akıtılan meniden bir damla su değil miydi?
Sonra bir alak (embriyo) oldu, derken (Allah, onu) yarattı ve bir 'düzen içinde biçim verdi.'
Böylece ondan, erkek ve dişi olmak üzere çift kıldı.
(Öyleyse Allah,) Ölüleri diriltmeye güç yetiren değil midir? (Kıyamet Suresi, 36-40)

Bir başka ayette ise insanlara hem kötülüğün hem de kötülüklerden sakınmanın ilham edildiği bildirilmiştir. (Şems Suresi, 7-10) Dolayısıyla insanların ahlaklarındaki bozuklukların ve suç işlemelerinin ardındaki temel neden, Allah'a iman etmemeleri, yaptıklarından dolayı Allah'a hesap vermeyeceklerini zannetmeleri ve bu nedenle Allah'tan sakınmamalarıdır. Oysa insanın bir yaratılış amacı vardır. "... insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım" (Zariyat Suresi, 56) ayeti ile bu sorumluluğun "Allah'a ibadet etmek" olduğu bildirilmiştir. İnsan dünya hayatında denemeden geçirilmektedir ve sorumluluklarını yerine getirmediği durumda, bununla sorguya çekilecektir. Bu sorumluluklardan bazıları Beyyine Suresi'nde şu şekilde bildirilir:

Oysa onlar, dini yalnızca O'na halis kılan hanifler (Allah'ı birleyenler) olarak sadece Allah'a kulluk etmek, namazı dosdoğru kılmak ve zekatı vermekten başkasıyla emrolunmadılar. İşte en doğru (dimdik ve sapasağlam) din budur. (Beyyine Suresi, 5)

Doğru din, Allah'ın dinidir, ama pek çok insan sitenin başından itibaren sözünü ettiğimiz telkinler sonucunda bundan uzaklaşır. Yukarıda aşamalarını tarif ettiğimiz Sosyal Darwinist eğitimden geçen bir insanın önünde pek fazla seçim imkanı kalmaz. Hayata ve insanlığa bakış açısı tamamen materyalist-Darwinist düşünce doğrultusunda şekillenir. Artık o da sadece kendisini ve çıkarlarını korumak için mücadele edecek, çoğu zaman şiddet, zulüm ve hileyi tek yol olarak görecek, dinsizliğin getirdiği kabus içinde bir suçtan bir başka suça koşacaktır. Üstelik bu durumda onu durduracak veya engelleyecek bir sebep olmayacaktır. Sürekli "bela arayan", savunmasız insanlara saldıran, mazlumları ezen ve haklarını yiyen, şiddetten zevk alan, kanı ve gözyaşını eğlence konusu edinen, kısacası tüm insani özeliklerden uzaklaşan insanların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Bunun en önemli nedeni de, Deccal dininin bu ürkütücü telkinlerinin, insanlara hayatın vazgeçilmez bir gerçeğiymiş gibi öğretiliyor olmasıdır.

1-P.M. Wise, M.J. Olsson, W.S. Cain, "Quantification of Odor Quality", Chemical Senses 25, Oxford University Press, 2000, s. 429-443. 2- M. Chastrette, "Trends in structure-odor relationships", SAR QSAR Environ. Res. 6, 1997, s. 215-254.
3- P. Whitfield, D.M. Stoddard, "Hearing, Taste, and Smell; Pathways of Perception", Torstar Books, Inc., New York, 1984. (http://www.macalester.edu/~psych/whathap/UBNRP/Smell/nasal.html)
4- Maya Pines, "Finding the Odorant Receptors", Howard Hughes Medical Institute, 2001, http://www.hhmi.org/senses/d/d120.htm.
5- Diane Ackerman, A Natural History of the Senses, Vintage Books Edition, 1995, s. 6.
DECCAL NEDİR?

Deccal kelimesi pek çok kişi için bir anlam taşımaz. Çünkü insanların büyük bir bölümü bu konuda çok sınırlı bilgiye sahiptir, hatta bu kavramı hiç duymamışlardır. Oysa Deccal, Peygamberimiz (sav)'in kıyamet gününün yaklaştığına işaret eden hadislerinde, hakkında çok fazla detay verilen son derece önemli bir kavramdır. Bu sitenin amacı da Deccal'i hadislerde bildirilen tüm özellikleriyle tarif etmek, Peygamberimiz (sav)in dikkat çektiği bu şeytani gücün yakından tanınmasına vesile olmaktır.



Deccal ahir zamanda (dünyanın son devirlerinde) ortaya çıkacak en büyük negatif gücün adıdır. Hadislerde genelde bir kişilik olarak tasvir edilmektedir, ancak bu bir kişi olabileceği gibi, şiddete ve vahşete eğilimli, şeytani özelliklere sahip ve insanlara zulmeden bir ideoloji de olabilir. Sitenin ilerleyen bölümlerinde de Deccaliyet bu yönü ile ele alınacak, tüm dünyaya etki eden sapkın bir fikir akımı olduğu gösterilecektir. Bu fikir akımı, adeta bir büyü gibi kitlelere etki eden, tüm saçmalığına ve yanlışlığına rağmen takipçileri olan ve hatta kendi içinde çeşitli mezhepleri bulunan bir akımdır.

Bu akımın, kendi çarpık ideolojisini dünyaya hakim kılmak için, insanları korku ve tedirginliğe iterek karmaşa ve anarşi meydana getirmesi, yeryüzünde huzur ve güvenlik bırakmaması, sitede üzerinde durulacak bir diğer önemli konudur. Söz konusu akımın, hedefine ulaşmak için en yoğun şekilde kullandığı yöntemlerden biri, savunmasız insanlara yönelik olan şiddet ve terör eylemleridir. Diğer bir deyişle terör, Deccal sisteminin en önemli aracıdır. Bu araç, Deccal sisteminin takipçileri tarafından adeta bir ayin şeklinde, yani büyük bir histeri ve feveran içinde kullanılır.

Bugün halen dünyanın çeşitli bölgelerinde devam eden savaşlar, çatışmalar, kanlı terör eylemleri, vahşi katliamlar, cinayetler ve soykırımlar, ahir zamanın en önemli şeytani gücü olan Deccal'in eseridir. Bu sistemin ana hedefi, insanları imandan, güzel ahlaktan, manevi derinlikten, sevgiden, şefkatten ve tüm insani meziyetlerden uzaklaştırıp, onları sevgisiz, saldırgan, vahşetten ve şiddetten zevk alan vahşi birer hayvan haline getirmek ve bu şekilde dünyayı kanlı bir arenaya çevirebilmektir. Ancak bu planın hiçbir zaman galip gelemeyeceği ve Deccal'in sisteminin mutlaka yok olacağı asla unutulmamalıdır. Oluşturduğu kaosun ve meydana getirdiği fitnenin boyutları her ne olursa olsun, Deccal'in fikir sistemi, hak olmayan tüm diğer fikir akımları gibi Allah'ın bir kanunu gereği yenilmeye ve yok olmaya mahkumdur. Ve bu yenilgi, Allah'ın izni ile, ihlasla Allah'a yönelen ve yeryüzünde imanın ve güzel ahlakın yayılması için çaba gösterenlerin yaptıkları fikri mücadele ile gerçekleşecektir. Bu, Allah'ın iman edenlere bir vaadidir. Bir Kuran ayetinde, hakkın ortaya konmasının, batılı yok edeceği şöyle haber verilir:

De ki: "Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur." (İsra Suresi, 81)


DECCAL’İN FİKİR SİSTEMİ

Arapça bir kelime olan Deccal, "yalancı, hilekar; zihinlerde, gönüllerde iyi ile kötüyü, hak ile batılı karıştıran; bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen; her yeri dolaşan kötü ve uğursuz kişi" gibi anlamlara sahiptir. Peygamberimiz (sav)'in ahir zamanı anlatan pek çok hadisinde Deccal, kıyametin en önemli alametlerinden biri olarak yer almaktadır.


Günümüzde dünyanın durumu ise, Peygamber Efendimizin hadislerinde tarif ettiği ahir zaman ile büyük benzerlikler göstermektedir. Hadislerde bu dönemde fitnenin (karmaşa ve bozgunculuğun), anarşinin ve şiddetin yaygınlaşacağı dünyada huzurun kalmayacağı insanların açlık, fakirlik, kıtlık gibi pek çok sıkıntı ile mücadele edeceği, kötülüğün ve fesadın yaygınlaşacağı bildirilmiştir. Bu dönemde, karmaşa ve huzursuzluğun yaygınlaşmasına neden olan, insanları ahlaksızlığa ve kötülüğe iten, kitleleri inkara ve isyana yönlendiren, terörün ve şiddetin kaynağı haline gelen fikri altyapı ise Deccal'dir. Deccal'in ahlaksızlığı yaymada kullandığı metod iyiyi kötü, kötüyü iyi göstermesi olacaktır. Bu konuda bildirilen hadislerden biri şöyledir:
Deccal çıkar. Maiyetinde su ve ateş vardır. İnsanların su olarak gördüğü yakıcı bir ateştir. İnsanların ateş olarak gördükleri de soğuk ve tatlı bir sudur.

Peygamberimiz (sav) hadislerinde, kıyamet kopmadan önce Deccal'in muhakkak çıkacağını belirtirken, Deccal'in nasıl bir ortamda ortaya çıkacağını da bildirmiştir. Deccal'in çıktığı dönem; din ahlakının yaşanmadığı, Allah'ın açıkça inkar edildiği, ahlaksızlığın, karmaşanın, savaşların, çatışmaların çok yaygınlaştığı, terörün, cinayetlerin ve şiddetin günlük hayatın bir parçası haline geldiği bir dönem olacaktır. Tarih boyunca dünya üzerinde anarşi ve kargaşanın yaşandığı dönemler olmuştur, ancak Deccal'in neden olduğu karmaşa ve kaos ortamı, tarihin hiçbir döneminde eşi görülmemiş büyüklükte olacaktır.
Peygamberimiz (sav) de bir hadisinde bu konuya dikkat çekmiştir:

Allah Hz. Adem'i yaratmış olduğu günden bu yana, Deccal'in fitnesinden daha büyük bir fitne olmamıştır.


DECCAL’İN ORGANİZE ETTİĞİ DİNSİZLİK FİTNESİ

İçinde yaşadığımız dönem, din ahlakından uzak ve çevrelerini de böyle karanlık bir yola çekmek isteyen insanların bu amaçla yoğun çaba gösterdiği bir dönemdir. Bazı insanların din ahlakını yaşamamalarının bir sonucu olarak nasıl bir ahlaki çöküntü içine düştüklerinin örnekleri ise dünyanın çeşitli ülkelerinde toplumsal yaşamın her alanında kendini göstermektedir. Dünya basınında yer alan, adaletsizliğin, ahlaksızlığın, zulmün, yoksulluğun, dejenarasyonun, cinayetlerin ve hırsızlıkların artığını gösteren pek çok haber de bu gerçeğin yansımasıdır.

Kuşkusuz ki bu durum bazı insanların yaratılış gayelerini unutmalarından, bir imtihan yeri olan dünya hayatına tutkulu bir hırsla bağlanmalarından kaynaklanmaktadır. Söz konusu kişilerin içine düştüğü bu durumun başka bir önemli nedeni de kendilerine sunulan gizli dinsizlik telkinlerine kolayca kanmalarıdır.

Burada ele alacağımız temel konu; bu gizli telkinlerin neler olduğu ve çoğu kişinin farkında olmadan nasıl bunların etkisi altına girdiği, hatta bir süre sonra bu batıl sistemin nasıl önemli bir savunucusu haline geldiğidir.
İnsanları din ahlakından uzaklaştırmayı amaçlayan telkinler çoğu zaman direkt mesajlar olarak verilmez. Çünkü bunların, bu yalın haliyle toplumun genelinde kabul görmeyeceği açıktır. Bu nedenle verilecek mesajların genellikle dolaylı olmasına, ama aynı zamanda ilgi çekici ve yönlendirici olmasına özen gösterilir.
Dinsizliğin teorisyenlerinin öncelikli amacı; insanlara Yaratıcımız olan Yüce Allah'ı, ölümü ve ahireti unutturmaya çalışmaktır. Böylelikle insanları imandan, güzel ahlaktan, sevgiden, şefkatten uzaklaştırıp; onları sevgisiz, saldırgan, şiddetten ve acımasızlıktan zevk alan insanlar haline getirmek amaçlanır. İnsanları hatta ülkeleri birbirine düşürmek ve bu şekilde dünyayı kanlı bir savaş alanına çevirmek ise nihai hedefleridir. Allah’ın izni ile bu planın hiçbir zaman gerçekleşmeyeceği asla unutulmamalıdır.

İman edenler, insanları barışa ve esenliğe davet edip iyiliği emretme, kötülükten men etme sorumluluğunu gereği gibi yerine getirdiklerinde, gerçek din ahlakını bilmeyen ve tanımayan pek çok insan Kuran'a yönelecek ve Allah'ın razı olacağı umulan bir yaşam sürmeye başlayacaktır. Deccal ve taraftarlarının kurmuş oldukları karanlık yapının ortadan kaldırılmasıyla kargaşa, yokluk, huzursuzluk, güvensizlik, adaletsizlik, haksızlık gibi sıkıntılar sona erecek, dünya barış ve refah dolu bir mekan olacaktır. Sokaklar güven içinde dolaşılabilecek yerler olacak, hukuk sistemi gerçek anlamı ile adaleti temsil edecek, Allah'ın insanlara verdiği nimetlerden herkes eşit olarak faydalanacak, eğitim ve sağlık alanlarında herkes eşit imkanlara sahip olacak, sanata gereken değer ve önem verilecek, yaşanılan mekanların kalitesi yükselecek, bilim ve teknolojide büyük ilerlemeler kaydedilecek, insanlar birbirlerine sevgi, merhamet ve şefkat ile yaklaşacak, suç oranlarında büyük azalma görülecektir.

Unutmamak gerekir ki, bu saydığımız güzelliklerin gerçekleşmesi için dua edip çaba göstermek iman sahibi herkesin sorumluluğudur. İman edenler ihlasla ve samimiyetle, din ahlakını yaymak için çaba gösterdiklerinde Allah muhakkak, müminleri "...yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracaktır." (Nur Suresi, 55)


Deccal’in Kullandığı Gizli Silahlar

Günümüzde gelişen teknolojinin ve iletişim araçlarının, bilhassa internetin toplumların kültürlerini doğrudan etkilediği açıkça görülmektedir. Bu etkinin yönünü olumsuza çevirmek amacındaki Deccal ve taraftarları da kendi sistemlerini yaymak için teknolojiyi etkin biçimde kullanmaktadırlar.

Örneğin internet; eğitim, ticaret, bilim, haberleşme gibi alanlarda insanlığa son derece faydalı bir araçtır. Ayrıca tüm dünyaya Kuran ahlakının öğretilmesi için de büyük bir fırsattır. Ancak çağımızın bir gereği olması ve birçok ihtiyacımızı karşılaması yanında özellikle genç nesiller, internetten büyük zararlar da görmektedir. Bunun nedeni ise, dünya genelinde ahlaksızlıkları yaygınlaştırmayı, insanların zihinlerinin boş ve faydasız konularla doldurmayı isteyenlerin internet aracılığıyla kumarı, cinsel sapkınlıkları, satanizm gibi sapkın inanışları yayma gayreti içinde olmalarıdır. Din ahlakında yeri olmayan bu davranışlar, dinsizlik telkinlerinin önemli bir destekleyicisi konumundadır. Kumar oynamaya alışan, şiddet içerikli bilgisayar oyunlarının etkisi altına giren, işinden ve uykusundan olduğu halde saatlerce boş ve faydasız konularla zihinlerini doldurmaktan vazgeçemeyen bu kişiler, bu oyun ve oyalanma içinde dünyada asıl bulunma amaçları olan Allah'a kulluk etmeyi unutabilmektedirler.

Bunun dışında, gazete, televizyon, sinema gibi diğer kitle iletişim araçları da toplumların kültürlerini, yaşayış ve düşünce biçimlerini yönlendirebilen önemli araçlardandır. Her biri son derece faydalı bir biçimde kullanılabildiği gibi, Deccal ve taraftarlarının bilinçli yönlendirmeleri sonucunda ters yönde bir etki de meydana getirebilmektedir. Örneğin bu araçlar yoluyla reenkarnasyon, budizm, ateizm gibi batıl düşüncelerin, materyalist felsefenin, çarpık bir hayat tarzının sıkça reklamı yapılmaktadır. Tabi ki bu araçlar sadece bu yönde kullanılmamakta, faydalı çalışmalara da vesile olmaktadır. Nitekim az sayıda olmakla beraber özellikle sinema alanında doğru mesajlar barındıran eserlere rastlamak mümkündür.

Bu yüzden, tüm bu araçları faydalı yönlerde kullanmak konusunda iyilerin ittifak etmeleri gerekmektedir. Örneğin internetin din ahlakını yaşayanlar tarafından etkin bir şekilde kullanılmasının önemi çok büyüktür. Çünkü açıktır ki internet, Kuran ahlakının tebliğ edilmesinde ve yaygınlaştırılmasında, en çabuk, en etkili ve en ekonomik yöntemlerden biridir.

Bunun için de Müslümanlar Kuran ahlakının yayılması için birlik olup daha yoğun bir çalışma içine girmelidir. Çünkü, böylesine önemli bir konuda gevşeklik göstermek, bu alanları bir takım sapkın görüşlere bırakmak anlamına gelecektir.

Bunun için yapılması gereken ise, bilimi, teknolojiyi en iyi şekilde değerlendirerek milli ve manevi değerlerimizi yeni yetişen nesillere en güzel şekilde sunmaktır.

Bu yapıldığı takdirde Allah’ın izni ile insan aklına ve fıtratına tamamen ters olan sapkın düşüncelerin toplumda yer bulması olanaksızlaşacaktır.


Dinsizliğin Telkininde Kullanılan Özendirme metodu

Dünyanın pek çok ülkesinde, ahlaksızlığın halkın geneline yayılması için, toplumca tanınan kişileri kullanarak özendirme propagandası yapmak oldukça etkili bir yöntemdir. Aslında çoğu ruhsal sorunları olan, büyük bir çöküntü içinde yaşayan, kültür seviyesi oldukça düşük, kavrayış yeteneğinden yoksun kimi insanlar dünya televizyonlarında, ahlaksızlıkları örnek verilerek, sözde "modern, çağdaş, cesur" insanlarmış gibi lanse edilmekte ve halka bir anlamda "Siz de çağdaşlaşmak istiyorsanız benzerini yapın" telkini verilmektedir. Yabancı müzik kanallarında ürkütücü kıyafetler giyen, korkunç makyajlar yapan radikal müzik gruplarının sürekli gündemde tutulmasının, satanizm gibi sapkın inanışlara sahip kişilerin sık sık söyleşi programlarına çıkarılmasının, bu "marjinal" olarak tanımladıkları sapkın kişilerin ciddi bir kınama veya eleştiri ile karşılaşmayıp sürekli "sempatik" gibi gösterilmelerinin temelinde de aynı hedef vardır. Kimi zaman çok ileri gittiği düşünülen kişiler kınanıyor gibi gösterilse de, aslında halkın bilinç altına verilen telkin tam tersi yöndedir.


Deccal, Dinsizliğin Teorisyenleri ile İşbirliği Yapıyor!
Ahir zamanın anlatıldığı hadislerde, yeryüzünde kötülüğü organize edecek kişi olduğu bildirilen Deccal'in çıkışının, günümüzde yaşanan olaylar ışığında gerçekleşmiş olduğunu söyleyebiliriz. (En doğrusunu Allah bilir.) Ahir zamanın en büyük fitnesinin sahibi olan Deccal, dinsizliğin teorisyenleriyle işbirliği içinde olmasının yanı sıra, kendisi bu grubun başına geçmiştir ve tüm faaliyetleri bizzat yönlendirmektedir. Bunlar, "dünya hükümeti" tabir ettikleri bir yapılanma içerisindedirler. Bu karanlık çete, günümüz dünyasındaki her türlü gelişmeyi çok yakından takip etmekte, dünya genelinde çeşitli sapkınlıkların, ahlaksızlıkların yayılması için oldukça yoğun bir telkin ve propaganda çalışması yürütmektedir. Teknolojinin büyük bir hızla geliştiği, iletişim araçlarının giderek çeşitlendiği bir ortamda yapılan bu telkinler her ülkeye, her eve ve her kişiye rahatlıkla ulaşabilmekte ve telkinlerin şiddeti gün geçtikçe artırılmaktadır.


Batıl dinler

Budizm, Hinduizm, karma felsefesi... Dinsizliği örgütleyenler, bu gibi sahte ve aldatıcı inanışların (daha doğrusu insan yapımı felsefelerin) batıl öğretilerinin yayılmasını desteklerler.

Din ahlakının toplum üzerindeki köklü etkisini ortadan kaldırmak, materyalist dünya görüşünün benimsenmesini kolaylaştırmak ve manevi arayış içinde olan insanları "Allah inancına karşı çıkan sahte bir inanış" ile yanıltmak girişiminde bu batıl dinler önemli rol oynamışlardır.

Hiç şüphesiz, insanları Allah inancından uzaklaştıran, İlahi dinlerin insanlara tavsiye ettiği güzel ahlak anlayışını ortadan kaldırıp yerine materyalist ve batıl inanışları yerleştirmeye çalışan bu gibi akımlara karşı, Allah'a samimiyetle iman eden tüm insanların birlik olarak çok yönlü bir fikri mücadele yürütmeleri gerekmektedir. Bunun için yapılması gerekenlerden biri, İlahi dinlerin insanları davet ettiği barış, huzur, güven, adalet, eşitlik, yardımlaşma, merhamet, şefkat ve sevgi dolu dünya ile batıl dinlerindeki maddi ve manevi sapkınlığı temel alan hayat şekli arasındaki büyük uçurumu gözler önüne sermektir. Hiç unutmamak gerekir ki, bu çarpık felsefelere kanan insanların çok büyük bir bölümü ilk olarak genellikle ilgi çekmeyi, farklı ve orijinal tavırlarla dikkatleri üzerlerinde toplamayı amaçlamaktadırlar. Bir yandan da mutluluğu bu sapkın inanışlarda bulacakları yanılgısına kapılmaktadırlar. Allah'ın elçileri vasıtasıyla insanlara gönderdiği din ahlakından ve onun doğru yollarından uzaklaşarak kendilerini iç karartıcı, kasvetli, korku ve sıkıntı dolu bir dünyaya, çok büyük bir yıkıma sürüklemektedirler.

Müslümanlar Kuran ahlakının yayılması için birlik olup daha yoğun bir çalışma içine girmelidir. Çünkü, böylesine önemli bir konuda gevşeklik göstermek, bu alanları bir takım sapkın görüşlere bırakmak anlamına gelecektir.

Bunun için yapılması gereken ise, bilimi, teknolojiyi en iyi şekilde değerlendirerek milli ve manevi değerlerimizi yeni yetişen nesillere en güzel şekilde sunmaktır.

Bilinmelidir ki, dünya ve ahiret hayatında gerçek mutluluk ancak Allah'a gönülden iman etmek ve Allah'ın ayetlerine uymakla mümkündür. Çünkü "... Allah, hakkın ta Kendisi'dir. O'nun dışında, onların taptıkları ise, şüphesiz batılın ta kendisidir..." (Hac Suresi, 62)

Dinsizliğin Telkininde Verilen Mesajlar
Özellikle son yıllarda, insanların çoğunun hiçbir şey düşünmemeye dayalı bir hayat sürdükleri görülmektedir. Özellikle gençler arasında, sadece bol para kazanıp tamamen eğlenmeye yönelik boş bir hayat sürmeye dayalı yüzeysel bir kültür gelişmiştir. Bu yüzeysel kültür içinde çoğu zaman "Ben nasıl var oldum, yaratılış amacım nedir?" gibi sorular akla gelmez. Bu insanlar ne kendilerini Allah'ın yaratmış olduğunu düşünürler, ne de sapkın ideolojilerinin kendilerinde yaptığı yıkımın farkındadırlar. Kafalarını dolduran düşünceler, film yıldızlarının hayatları, pop şarkıcılarının skandalları ve kişiye ahirette hiçbir fayda sağlamayacak buna benzer boş konulardır. İnsanların büyük bir bölümü de -kendi deyimleriyle- "geçim derdi" ya da benzeri dünyevi konular ve güncel meseleler üzerine yoğunlaşmıştır.
Bu durum asıl yurdumuz olan ahiret yerine geçici bir mekan olan dünya hayatına bağlanmış olmaktan kaynaklanmaktadır. İnsanların büyük kısmının ölüm ve ahiretten gafil olduklarının farkında olan dinsizliğin teorisyenleri de bu yönde faaliyetlerde bulunmaktadırlar. İnsanlara sürekli olarak meşgul olacakları boş konular, geçici eğlenceler, haberler, sansasyonlar ve çeşitli meşgaleler sunarak toplumu kontrol altında tutmaya ve yönlendirmeye çalışırlar.
Başta da vurguladığımız gibi, dinsizliği örgütleyenlerin öncelikli hedefi, insanlara Allah'ı, ölümü ve ahireti unutturmaktır. Bunu yaparken kullanılan en temel mesaj ise, dünya hayatının hiç bitmeyecek zevklerle dolu bir yer olduğu mesajıdır. İnsanlara, bu dünyaya bir kere gelecekleri, helal-haram ayrımı yapmadan elde edebilecekleri her zevke ulaşmaya çalışmaları, her geçen günün tadını çıkarmaya çalışmaları gibi cahilce bir düşünce sinsice telkin edilmektedir. Oysa bu büyük bir aldatmacadır. Dünya hayatı geçicidir, istisnasız her insan için bir gün mutlaka son bulacaktır. İnsanlar bu dünyadaki davranışlarından hesaba çekilecek ve sonsuza kadar sürecek asıl hayatları başlayacaktır. Bu sonsuz hayatta ya gerçekten hiç bitmeyecek zevklerin olduğu cennette ya da hiç bitmeyecek azapların olduğu cehennemde olacaklardır.


Dinsizliğin teorisyenlerinin öncelikli amacı; insanlara Yaratıcımız olan Yüce Allah'ı, ölümü ve ahireti unutturmaya çalışmaktır demiştik.Hiçbir bilimsel dayanağı olmadığı halde evrim teorisinin dünya genelinde sürekli olarak propagandasının yapılıyor olmasının, eğitim kurumlarında Darwinist öğretilerin ısrarla okutulmaya çalışılmasının nedeni de, aslında bu nihai hedeftir. Evrim teorisi, söz konusu telkin araçları içinde dinsizliği yaygınlaştırmak için kullanılan en önemli araçlardan biridir. Ancak dinsizlik telkinleri yalnızca evrim propagandası ile sınırlı değildir. 

26 Ağustos 2010 Perşembe

DECCAL DÜNYAYI NASIL KANA BULADI


Tüm dünyada Müslümanlar şehit edilirken, yüz binlerce insan açlık sınırında yaşarken, hemen her gün
şehit cenazeleri kalkarken ''Deccal nerede ki?'' deme gafletinden sakınmak gerekir


Peygamberimiz (sav)'in pek çok hadisinde kıyamet öncesi anarşinin, karmaşanın, zulmün hakim olacağı bir deccaliyet dönemi yaşanacağından bahsedilmektedir. Rivayetlerde ayrıca deccaliyet sisteminin dünya tarihinin en büyük fitnesi olduğu bildirilmekte ve Peygamber Efendimiz (sav), deccal fitnesinin tehlikesine şöyle dikkat çekmektedir.


“Allah'ın Hz. Adem'i yaratmış olduğu günden bu yana, deccalin fitnesinden daha büyük bir fitne olmamıştır.” (Muhammed B. Resul El-Hüseyni el Berzenci, Kıyamet Alametleri, Pamuk Yayıncılık, Genişletilmiş 8. Baskı, İstanbul, s. 225)

Deccalin çıkışı Peygamber Efendimiz (sav)'in rivayetlerinde önemli ahir zaman alametlerinden biri olarak açıklanmaktadır. Kitleleri Allah’ın dininden uzaklaştıracak, onları mutsuzluğa, huzursuzluğa, sevgisiz, güvensiz, zalim bir ortama sürükleyecek olan deccal, dünyanın sonunun yaklaştığını işaret eden bir çok alametten birisi olarak rivayet edilmiştir. Ancak deccalin ortaya çıkması beraberinde büyük bir müjdeyi de getirmektedir. O müjde, deccaliyete karşı büyük bir manevi güç olarak ortaya çıkacak, dünyayı deccaliyetin şeytani ruhundan kurtaracak, insanları yeniden İslam dininin nuruna kavuşturacak olan Hz. Mehdi (as)'dır.

Hz. Mehdi (as), Peygamber Efendimiz (sav) tarafından kıyamet öncesi geleceği müjdelenen, Peygamber Efendimimiz (sav)'in soyundan olan en büyük müceddid, en büyük müçtehid, en büyük kumandan, kutb-u azam, zamanın hakimi ve İslam aleminin manevi lideri olan nurani bir zattır. Fiziksel özellikleri, ahlakı, soyu, ailesi, yapacağı faaliyetler ve geleceği zamanın özellikleri bir çok sahih hadiste detaylı olarak haber verilmiş ve tüm Ehli Sünnet alimler bu hadislerin güvenilirliği üzerinde ittifak etmişlerdir. Sahih-i Buhari, Sahih-i Müslim- Sünen-i Tirmizi, Sünen-i Ebu Davud, Sünen-i İbn-i Mace, İmam Rabbani, Suyuti, Bediüzzaman Said Nursi ve daha pek çok İslam aliminin eserlerinde kapsamlı olarak anlatıldığı üzere Hz. Mehdi (as)’ın gelişi haktır ve kesindir.

Nitekim bu İslam alimlerinin eserlerinden anlaşıldığı üzere Hz. Mehdi (as) Hicri 1400'lerde zuhur edecek ve onun kutlu zuhurunu haber veren yüzlerce alamet oluşacaktır. Bilindiği gibi bugün Hicri 1431 yılındayız ve söz konusu fiziki alametlerin 200’den fazlası tam olarak hadislerde tarif edildiği şekliyle gerçekleşmiş bulunmaktadır. Bu da çok kıymetli, önemli ve nurani bir dönemde olduğumuzu bir kez daha göstermektedir.

Hem deccal hem de Hz. Mehdi (as) görev başındadır ve hak ile batılın büyük ilmi mücadelesi başlamıştır. Dolayısıyla bu dönemde yaşayan insanlar, bu ilmi mücadelenin hangi tarafında olacaklarına dair kesin bir karar vermek durumundadır. Hz. Mehdi (as) tarafında olmak, bu münbarek zatın yardımcılarından ve destekçilerinden olmak deccale karşı yürütülen büyük fikri mücadeleye destek olmayı gerektirir, ki bu son derece kolaydır. Allah’ın varlığının delillerini anlatmak, Kuran ahlakını yaymak, Hz. Mehdi (as)’ın geldiğini müjdelemek ve tüm yıkıcı ideolojilerin sözde bilimsel zeminini oluşturan Darwinizmi fikren yıkmakla Hz.Mehdi (as)’ın talebesi, öncüsü ve destekcisi olmak mümkündür.

Bununla birlikte Müslüman kardeşlerimiz unutmamalıdır ki deccaliyet sistemini görmezden gelmek, deccal ve Hz. Mehdi (as) döneminde olduğumuzu anlamazlıktan gelmek, gerçekleşen yüzlerce kıyamet alametinden yüzçevirmek ve zulme suskun kalmak, deccaliyet sistemini desteklemek anlamına gelmektedir. Deccali desteklemek için illa sözlü olarak din karşıtı konuşmalar ve faaliyetler yapmaya gerek yoktur. Deccalin yaptıklarına karşı sessiz kalmak da ona destek olmak anlamına gelir ve insana çok büyük sorumluluk yükler. Bu nedenle Müslümanların böyle bir dönemde “Deccal nerede ki?, Deccalden bahsetmeye ne gerek var?, Mehdiyetin bu kadar çok üstünde durmaya ne gerek var?” gibi hadislere ve ayetlere uygun olmayan bir mantığa sahip olmaları son derece tehlikelidir. Herşeyden önemlisi ahirette hesabı verilemeyecek bir gaflet halidir.

Çünkü deccaliyet şu anda dünya tarihinde görülmemiş büyüklükte bir fitneyi tüm toplumlara yaymıştır. Deccal insanları esir almış, ekonomik krizlerle onları kuşatmış, sokağa çıkamaz, dostuna güvenemez, huzurlu yaşayamaz, adeta rahat nefes alamaz hale getirmiştir. Deccaliyet insanların annesini babasını, evladını, sevdiklerini öldürmekte, ailesini parçalamakta, fakir bırakmakta, onurunu, haysiyetini elinden almakta onları sevgisiz, saygısız, yanlız ve mutsuz yaşamaya mahkum etmektedir. Buna rağmen tüm bu belaların içinde yaşayan bir kısım insanlar, deccaliyet yokmuş, hiç böyle bir bela yaşanmıyormuş gibi davranmakta ve Mehdiyete duyulan acil ihtiyacı reddetmektedir.

Tüm Müslüman kardeşlerimizin şu gerçeği görmesi gerekir: Deccal faaliyetleriyle tüm dünyayı kan gölüne çevirmiştir ve çevirmeye de devam etmektedir. "Deccal bu dönemde gelmeyecektir", "Hz. Mehdi (as)’ın gelmesine ise daha yüzyıllar var" diyen kişiler dünyanın içinde bulunduğu bu durumu daha samimi bir bakışla değerlendirmelidir.

Bugün Çin'in Doğu Türkistan'da yaklaşık 60 yıldır uyguladığı baskı ve zulüm tüm şiddetiyle devam etmektedir. Geçtiğimiz 60 yıl içinde 35 milyon Uygur Müslümanının soykırıma maruz kaldığı Doğu Türkistan'da, geçtiğimiz yıl bir ay içinde 796 MÜSLÜMAN İDAM EDİLEREK ŞEHİT EDİLMİŞ, BİR GECEDE 10 BİN MÜSLÜMAN ORTADAN KAYBOLMUŞ, 100 BİN UYGURLU KIZKARDEŞİMİZ EVLERİNDEN ZORLA ALINIP GÖTÜRÜLMÜŞTÜR. Bu kızkardeşlerimiz ölüm tehdidiyle gayri meşru ilişkiye zorlanmıştır. Bir gecede ortadan kaybolan 10 bin Müslümanın akıbeti ise halen bilinmemektedir. Sincan’da sokaklar ceset dolmuştur. Uygur Türkleri göçe zorlanmaktadır. Urumçi’deki olaylarda öldürülen 156 Uygur’un çoğunun güvenlik güçleri tarafından tek kurşunla kafadan vurulup cansız yere serildikleri belirlenmiştir. Uygur Türklerini camilerden sopalarla kovulmakta ve dua okumaları yasaklanmaktadır.

Nepal'de Müslümanlar camide ibaret ederken bombalanmaktadır. Nepalli Müslümanlara ait ev, iş yeri, dernek ve camileri ateşe verilmektedir. Afganistan’da 6 ayda 1013 sivil öldürülmüştür. Filistin'de Müslümanlar kendi vatanlarında adeta esir konumunda yaşamakta, hemen her gün şehit olma tehditi altında yaşamlarını devam ettirmektedirler. Yakın geçmişte Çeçenistan'da yüzlerce sivil öldürülmüş, binlercesi yurtlarını terk etmek zorunda bırakılmıştır. Irak da son yapılan araştırmaların ortaya koyduğu bilgilere göre sivil ayrımı yapılmaksızın uranyum kullanılmış. Felluce'de kanser vakalarında 4 kat artış olmuş, 14 yaşı grubu altındakilede 12 kat, lösemilerde 38 kat, yetişkinlerde beyin tömürlerinde önemli oranda artış başlamıştır. Hiroşima'da saldırı sonrası lösemi oranında 17 kat artış varken Felluce'de 38 kat artış vardır. Pakistan’da bombanın patlamadığı gün olmamaktadır. Peşaver ve Lahor hemen her gün patlamalarla sarsılmaktadır.

Somali’de açlık tehlike sınırındadır ve 5 yaşın altındaki çocukların dörtte birinin aç uyuduğu açıklanmıştır. Burada 1 milyon kişi açlıktan ölmek üzere olduğu saptanmıştır. Patani’de Budist Tayland ordusu tarafından kız çocuklarına tecavüz edilmekte, alimler katledilmekte, camiler ateşe verilmektedir. Patani'de hemen her gün Müslüman kanı akıtmaktadır.

Deccaliyeti zulmünü bu dönemde herkes tüm açıklığıyla yaşamakta ve görmektedir. Sokaklarda çatışmaların olması, kardeşin kardeşi katletmesi deccalin kendisini tanıtmasıdır. Her gün ülkemizin farklı yerlerinde şehit cenazeleri kalkması deccalin “ ber burdayım” demesidir.

"Deccal nerede ki?", "Deccali göremiyoruz” diyenler Felluce'deki, Afganistan’daki, Filistin'deki, Doğu Türkistan'daki, Sudan veya Nepal’deki duruma bir bakmalıdır. "Deccal nerede?" sorusunun cevabını burada bulacaklardır. Deccal şu anda Amerika’da, Afganistan’da, Irak’da, Nepal’de, Doğu Türkistan’da, Keşmir de ve dünyanın dört bir yanındadır. Tüm gücüyle insanları yok etmeye, kan dökmeye, parçalamaya devam etmektedir.

Deccal kendisini tüm şeytani yönleriyle alenen göstermiştir. Ancak deccal heryerde kendisini gösterdiği halde hala bir kısım insanlar alnında deccal yazan, boynuzlu, garip bir yaratık beklemekte ve “ böyle bir varlık çıkmadığına göre deccaliyet de yok demektir” diyerek büyük bir hataya düşmektedir. Halbuki deccal bu zamanda artık tırnaklarını çıkarmış ve pençelerini açıkça dünyanın dört bir yanında yaşayan Müslümanların ve tüm insanların üzerine geçirmiştir.

Büyük İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi de eserlerinde ahir zamanın en büyük fitnesi olan deccalin, Darwinist ve materyalist akımları telkin ederek fitne çıkaracağını ifade etmiş ve bu konuda Müslümanları şöyle uyarmıştır:

“Tabiiyyun (tabiatçılık, Darwinizm), maddiyyun (maddecilik, materyalizm) felsefesinden tevellüd eden (kaynaklanan) bir cereyan-ı Nemrudane (inkarcı akım), gittikçe ahir zamanda felsefe-i maddiye (materyalizm felsefesi) vasıtasıyla intişar ederek (güçlenerek) kuvvet bulup, uluhiyeti (Allah'ın varlığını) inkar edecek bir dereceye gelir... Ve onların başına geçen en büyükleri, ispirtizma ve manyetizmanın hadisatı nev'inden (hipnotize edici ve büyüleyici) müdhiş harikalara (olağanüstü özelliklere) mazhar (sahip) olan Deccal ise; daha ileri gidip, cebbarane suri (şiddete dayalı) hükümetini bir nevi rububiyet (üstünlük) tasavvur edip (sanıp) uluhiyetini (ilahlığını) ilan eder.” (Mektubat, s. 55)

Tüm bu gerçeklere rağmen 7 milyarlık dünyada Kuran ahlakını, İslam’ın güzelliklerini ve Mehdiyeti savunan insanların sayısı neredeyse parmakla gösterilecek kadar azdır. İnsanların bir çoğu dünyanın içinde bulunduğu bu herc-ü merci görmezlikten gelmekte ve bir kısmı da sadece kendi işini gücünü sürdürme derdine düşmektedir.

Ancak elbette herşey gibi bu da Allah’ın kaderinin bir parçasıdır. Allah deccaliyet sistemini çökertmeyi, insanları huzura ve güvenliğe kavuşturmayı tüm dünyaya İslam ahlakının sıcaklığını, sevencenliğini ve güvenilirliğini hakim kılmayı Hz. Mehdi (as)’a nasip etmiştir. Nitekim deccaliyete karşı ilmen mücadele etmek olduça kolay olduğu halde çoğu kimsenin bu konuda gayret göstermemesi Allah’ın bir mucizesidir. Din alimlerinin bir çoğu her konunun üzerinde durmakta, ancak ahir zamanın bu en büyük fitnesinden hiç bahsetmemektedir. Tüm dünyada Müslümanlar toplu halde şehit edilirken, deccalin adını bile anmamakta ya da çok uzun zaman sonra geleceğini söylemekte, Hz.Mehdi (as)’ın geldiğini müjdelememektedir. Öyle ki deccaliyet sistemini bugüne kadar eleştiren, elleyen ve karşı mücadelede bulunan neredeyse hiç kimse olmamıştır.

Ancak Hz. Mehdi (as)'ın galibiyeti kesin bir kaderdir. Deccalin insanları din ahlakından uzaklaştırmak için yürüttüğü savaş, Allah'ın izniyle, muhakkak yenilgiye uğrayacaktır. Allah’ın hizbi olan Hz. Mehdi (as) ve talebelerinin bu şerefli galibiyetine destek vererek ortak olmak isteyen Müslümanların ahir zamanda yaşadığımızın bilinciyle, Darwinizme, materyalizme ve dinsizliğe karşı vargüçleriyle ilimle, bilimle, sanatla ve kültürle karşı koymaları şarttır.

Müslüman kardeşlerimizin deccaliyeti ezmek için Allah’ın varlığının delillerini anlatmaları, Darwinizmin bir sahtekarlıktan ibaret olduğunu ispat eden bilimsel delilleri yaymaları, Hz. Mehdi (as)’ı müjdelemeleri ve Türk İslam Birliği'nin bir an önce tesis edilmesi için gayret etmeleri son derece önemli ve acildir.

Hiç kuşkusuz ahir zamanda yaşanacak altın çağ gün geçtikçe yaklaşmaktadır. Yakın bir zamanda inşaAllah tüm insanlar, sevginin, merhametin, şefkatin tam anlamıyla yaşandığı, bolluğun, zenginliğin, refahın, huzurun hakim olduğu, sanatın ve estetiğin en güzelinin görüleceği bir dünyaya kavuşacaktır. Kadınlar, yaşlılar, çocuklar güven içinde gezebilecek, neşenin, canlılığın, dostluğun yaşandığı cıvıl cıvıl ortamlar her yere hakim olacaktır. Peygamberimiz (sav) bu güzel ve aydınlık dönemi bize şu hadisle müjdelemektedir:

“...Dünya hercü merc içinde kaldığında, fitneler zuhur ettiğinde, yollar kesildiğinde, bazıları bazısına hücum ettiğinde, büyük küçüğe merhamet etmediği, büyük büyüğe vakarlı davranmadığında; Allah, bu sırada, onlardan adavetin (düşmanlığın) kökünü kazıyarak dalalet kalelerini fethedecek ve evvelce benim ayakta tuttuğum gibi, ahir zamanda dini ayakta tutacak, önceden zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduracak birini (Hz. Mehdi (as)'ı) gönderecektir.” (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 12)